Kuyruklu Sherlock

Kuyruklu Sherlock

Çakıldan da öğrendiğim kadarıyla tasma, pahalı derinin üzerine yine pahalı ve parlak taşlardan yapılmış. Sahibinin bu kadar para ödemesine şaşmamalı. Dediğine göre tasmasını dün kaybetmiş. Dün kaybettiğine göre aradan çok zaman geçmemiş. Bu kadar kısa sürede birinin alıp götüremeyeceğine dayanarak söylüyorum ki eğer hızlı olup Çakıl’ın dün gezdiği yerlere gidip araştırma yaparsak tasmanın yerini rahatlıkla bulabiliriz. Bu vakitten sonra bir yarışın içindeydik. Ne kadar hızlı olursak o kadar iyi bizim için. Dışarıda türlü türlü canlı var. Hayvandan tut da insana kadar. İçlerinden biri aldıysa yandık. Hiçbiri almasa bile rüzgâr sürükledi diyelim, kim bilir nerelere kadar gider. Düşündükçe aklıma türlü türlü senaryo geliyor. “Bana Çakıl’ın dün gittiği yerleri say bakalım. Sırayla araştırmaya başlayalım.” “Hemen unuttun mu patron? Bir de zeki olan sendin hi hi.” dedi şapşal Yatıcı. “Zeki olan benim zaten! Asistanlık işini de ben yaparsam sana ne kalacak? Kimlerle takılıyorum ben ya! Şimdi seninle takılıyorum diye herkes beni de senin gibi sanacak. Adımı kötüye çıkaracaksın.” dedim sinirli sinirli. “Tamam ya kızma hemen. Dün sabah saatlerinde havuza dolaşmaya gelmiş, öğlen ise parka diğer köpeklerin yanına laflamaya gitmiş, akşam sahibiyle yürüyüşteymiş.” “Güzel… O zaman ilk durağımız havuz.” Havuza vardığımızda suyun içinde oynayan ve su içmeye gelen güvercinlerden başka kimse yoktu. Ay şu insan bebekleri var ya çok sinir ediyorlar beni. Islanmayayım diye kenardan geçiyorum fakat yine de beni ıslatmayı beceriyorlar. Mesaj vermek gibi olmasın ama kediler yıkanmaktan hiç hoşlanmaz. Çünkü su bağışıklık sistemimizi zayıflatıyor. Yoksa pasaklı olduğumuzdan sudan kaçıyor değiliz. Neyse işimize dönelim. Yatıcı’yla aşağı baktık, yukarıya baktık, sağa baktık, sola baktık hiçbir yerde yok tasma. Geriye bir tek havuzun içi kalmıştı. “Yatıcı, her yere baktık, ne yazık ki tasmayı hâlâ bulamadık. Senden bir şey isteyeceğim. Ben yapardım ama biliyorsun senin kadar yetenekli değilim...” “Ben mi yapacağım? Hahayt sonunda bir görevim oldu. Söyle bakalım ne yapmam gerek patron?” “Havuzun içine bakmayı unutmuşuz, belki tasma oraya düşmüştür. Haydi bakayım atla havuza. Göreyim seni dostum.” “Sen de hep en tehlikeli işleri bana yaptırıyorsun.

Sayın Sihirbazın Kitabı

Sayın Sihirbazın Kitabı

Sayın Sihirbaz ve asistanının tüm okulun karşısında gösteriye çıkacakları gün yavaş yavaş yaklaşıyordu. Fakat derslerin son sınavları başlamıştı. Prova sayılarını seyreltmişlerdi fakat düzenli aralıklarla devam ediyorlardı. Bugün iki sınavları vardı sınavlardan sonra gösterileri için tekrar soluksuz çalışmaya başlayabileceklerdi. Eymen ve Ecrin kahvaltılarını yaptıktan sonra okul için yola çıktılar. Evinden ilk çıkan Ecrin oldu. Hemen ayakkabılarını giyip Eymenlerin ziline bastı. Çok geçmeden kapı açıldı. Eymen annesinden şans öpücüğünü aldıktan sonra ayakkabılarını giydi. Yeniden okul yolundaydılar. Yürürken Türkçe sınavı için tekrar yapıyorlardı. “... sen de varlıkların verilişine göre isimleri söyle bakalım.” dedi Ecrin. Eymen hiç düşünmeden söze başladı. Çalkantının rahatsızlık veren yanları da vardı. Emirhan ve tiyatro ekibi afişleri gördükleri andan itibaren huzursuzlanmıştı. İki tane beşinci sınıf öğrencisinin kendilerinin önüne geçmelerine izin vermeye niyetleri yoktu. BUZ DAĞI GÖRÜNÜYOR Eymen ve Ecrin o gün okuldan döndüklerinde ailelerine güzel haberler vermişlerdi. Güzel geçen sınavlarını bir cümle ile geçip uzun uzun okula asılan afişlerden söz etmişlerdi. Hele Ecrin, tekrar tekrar fotoğraflar hakkında, afişin gökkuşağı gibi renkleri hakkında, afişleri gören arkadaşları hakkında yorumlar yapmıştı. Ecrin'in anlatımları Eymen'in gelişine kadar neredeyse aralıksız sürmüştü. Vakit ilerlemeden Ecrin'in odasına çekilip yeni gösterileri için kolları sıvadılar. Eymen kolunun altındaki kitabı gösterip, “Yeni numarayı seçtim.” dedi. Ecrin odasının kapısını kapatıp koltuğa oturdu. “Tamam, anlat o zaman.” diye karşılık verdi. Eymen kitabın sayfalarını teker teker açıp işaretlediği bölüme geldi. “Öncelikle biraz sulu...” “Hah ha ha, mayomu giyineyim mi?” “İşi sulandırma Ecrin.” “Sen 'sulu' dedin ama.” “Tamam, dinle şimdi. İlk önce bize bir bardak ama şöyle gösterişli, içi görünmeyen bir bardak lazım. Ecrin, oturduğu yerden etrafına bakındı. “Sanırım odamda gösterişli bir bardak yok. Bekle...” deyip hızla odadan çıktı. Birkaç dakika sonra dönen Ecrin'in elinde gümüş bir bardak vardı. “Bu olur mu?” diye sordu. “Güzel olur. Ne çok büyük olacak ne de küçük. Tamamdır. Şimdi ikinci kısım, kuru buza ihtiyacımız var. Bir kap içerisinde kuru buz getirmen lazım.” “Dondurma siparişi verdiğimizde erimesin diye paketin altına kuru buz koyup yolluyorlar. Annem onları buzlukta tutuyor. Ama teker teker söyleme. Listenin tamamını söyle. Git gel yaptırma bana.” “Dur o zaman, önce malzeme listesini toparlayalım sonra gidip alırız.”

Şahkulak

Şahkulak

Yükselmeye başlamış bir anda. Az uçmuş, uz uçmuş. Geceye kalmamak için gündüz gündüz ve dümdüz uçmuş. Dağları, ovaları aşmış ama gölleri aşmamış. Bir yaban ördeği sürüsünün bulunduğu yere doğru inişe geçmiş. Şahkulak’ı gören yaban ördekleri arasında bir vaklama sesi duyulmuş ki sormayın! Zavallı hayvanların, her biri bir yere kaçışmış, bir yere uçuşmuş. Dağılıp gitmişler. Şahkulak, ördekçe: – Korkmayın, kaçmayın, uçmayın! Ben, dost bir hayvanım! Yavru ördek seslensene şunlara, kaçmasınlar oralara, şuralara, buralara. Biz iyilik yapmaya çalışıyoruz, onlar iyilikten kaçıyorlar. Şimdi olacak iş mi bu, demiş. Yavru ördek seslenmiş fakat yaban ördeklerinin arasında kendi ailesi yokmuş. Korkuyu üzerlerinden atan yaban ördekleri, tekrar bir araya gelmişler. Ördeklerden biri: – Arayın, tarayın ve ailesini bulmaya çalışın. Bulamazsanız getirin, biz bakarız. Onu, aç ve açık sokakta bırakacak değiliz ya! Kendi yavrumuz gibi bakarız. Bu yaban ördeği yavrusunu sakın evde beslemeye çalışmayın. Evde, olmaz; bu yavru kümeste yapamaz, demiş. Şahkulak, yavru ördeğe dönmüş: – Üzgünüm ördekcik, aileni bulamadık. Vazgeçmek yok, aramaya devam edeceğiz. Üzülme, mutlaka bulacağız aileni. Biraz sabırlı olalım hep birlikte, demiş. Yavru ördeğin ailesini bulamadıkları için Ofof da çok üzülmüş. Derin bir “Off, off!” çekmiş. Şahkulak: – Ofof, yanındayım ya işte! Niye beni çağırıyorsun ki? Yoksa gözlerin kör mü oldu, demiş.