Dedektiflik Bürosu

Please wait while flipbook is loading. For more related info, FAQs and issues please refer to DearFlip WordPress Flipbook Plugin Help documentation.

Dedektiflik Bürosu

“Biz neden böyle yapmıyoruz ki? Çantayı kaybeden korsanın, onu aramaya döneceğini gözden kaçırdık. Dağ bayır arayacağımıza avın başında bekleyelim. Çantayı kaybetme ihtimalleri olan yerleri muhakkak arayacaktır.” dedim. Doktor ve Ahmet Ağabey birbirlerine baktılar.

“Çocuk doğru söylüyor.” dedi Doktor. Ahmet Ağabey gülerek sırtıma vurdu, “Sen harbi dedektifsin ya.” dedi.

“Aslında tam değilim, Yeşim’i görseydiniz asıl. Çantayı ve içindeki malzemeleri didik didik edip incelerdi.” dediğimde aklımda yeni bir flaş patlamıştı. “Bak hiç akıl edemedim. Çantayı incelemedik. En azından markasına baksaydık.” dedim. “Marka mı?” dedi Doktor.

“Hiç öyle düşünme, bazen çok ipucu verir. O markanın satıldığı bölgeler bile önümüzü görmemizi sağlar.” diye cevap verdim.

Sözlerim bittiğinde Ahmet Ağabey telsizi belinden çıkartıp kamp alanındaki babamla konuşmaya başladı. Çantanın markasını, rengini falan sordu. Babam cevap verdiğinde elimizde çok fazla ipucu yoktu. Çanta, Türkiye’de üretim ve satış yapan bir markaya aitti. Çantayı bulduğum yere doğru yola çıkmıştık. Yolda yürürken, varsayımlar üzerinde düşünüyor ve konuşuyorduk. Doktor bir süre sessiz kaldıktan sonra, “Aklıma geliyor ama dile getirmekten utanıyorum.” dedi.

“Söyle söyle, utanma numarası yapma.” diye karşılık verdi Ahmet Ağabey. “Düşünüyorum da yol boyunca hepimiz zaman zaman arabalardan inip bayağı yürüdük. Bu arada kimse görmeden örnekler toplamak çok kolay olurdu. Yani kamptan, bizlerden birinin çantası da olabilir bu çanta.” dedi Doktor.

“Sahibi aramızdaysa neden kendi çantasını inkâr etsin ki?” dedi Ahmet Ağabey. “Dostum, anlayıp dinlemeden biyokorsan diye etiketi yapıştırdık. Zan altında kalmaktan korktuğu için sesini çıkarmamış olamaz mı?”

Doktorun sözleri bitince ikisi de sessiz kaldılar. Aslında Doktor’un teorisi bana sağlam yapıda görünüyordu. Araştırmayı derinleştirdikçe gerçekler daha net görünecekti. Üçümüz kendi varsayımlarımızla ilerlerken çantayı bulduğum noktaya yaklaşmıştık. Hedef noktamıza az kalmıştı. Evren ile odun toplamak için ilerlediğimiz yönden değil de yarım yay çizerek diğer taraftan inmiştik.

Ben nerede olduğumuzu tam kestiremiyordum ama bölgeyi avcunun içi gibi bilen Ahmet Ağabey gideceğimiz yeri ve ilerlememiz gereken yönü pusula gibi belirliyordu. Bence çok zeki bir adamdı. Sadece yılanları değil, doğal hayatı da çok iyi tanıyordu. Acaba buraya kaç defa gelmişti? Neredeyse kırık ağaç dallarına kadar tanıyordu. “Ahmet Ağabey Kaz Dağları’na sürekli geliyor musun? Pusula gibisin, bölgeyi çok iyi tanıyorsun.” dedim gülerek.

“Hah ha, pusula iyi benzetme. Ahmet sana Pusula diyelim mi?” dedi Doktor. “Canın sağ olsun, ‘Doktor’ kadar havalı olur mu?” deyip bana döndü.

Sonraki makale

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*